Kafkas, Türkistan İslam’ın iki bahadır oğullarıdır.” BEDİÜZZAMAN
KAFKASYA
Kafkasya ve Kafkas dağları adı Herodot zamanından beri kullanılmakta olup, Astrahan eyaletinin güneyi ve Don’dan başlayarak Türk ve İran sınırlarına kadar uzanan toprakları içine alan ülkeye denmektedir.
Kafkasya dağlık ve ormanlık bir ülkedir ve burada irili ufaklı bir çok halk yaşamaktadır. Çeçenler, İnguşlar, Lezgiler, Adıgeler, andiler, Tuşenler, Kevsurlar, Avarlar, Osetler vs. Bu topluluklar büyük çoğunlukla mümin ve muvahhid olmalarına rağmen, tarih boyunca aralarında kamil bir vahdeti gerçekleştiremediklerinden ötürü, işin encamında Rus istilasını önleyememişlerdir. Zira ilahi hüküm değişmez: “Nizaya, anlaşmazlığa düşmeyin. Sonra cesaretiniz kırılır, kuvvetiniz de elden gider.” (Enfal:46) Bugün de maalesef Kafkasya’da değişen bir şey yoktur.
KAFKAS İNSANI
Çarlık dönemi Rus generallerinden Okolniçi hatıralarında Dağıstan insanlarını şöyle anlatıyor: “Kültür açısından oldukça gelişmiş, sabırlı, zeki, marifetli, bir bakışta karşısındakini okuyarak bir kelimeyle onun hakkında karar verme yeteneğine sahip, onurlarına çok düşkün ve son derece dinlerine bağlı insanlardır. Yeme ve içmelerinde son derece itidalli davranıyorlar ve aşırıya kaçmıyorlar. Çok az uyuyorlar. Kusur derecesinde çok cesur olduklarını söylemeye lüzum yok.”
İngiliz araştırmacı Baddeley ise şöyle anlatıyor bu kahraman insanları: “Çoğunlukla güzel insanlardır. Özellikle üst tabakalarda olanların mavi gözleri, sarı saçları, uyumlu çehreleri ve hafifçe çıkıntılı elmacık kemikleri vardır. Çeçenler uzun boylu, kıvrak, ince ve sağlam yapılı, genellikle yakışıklı, atik, cesur ve sert, düşmanlarına karşı korkulu ve kurnaz, fakat bunların yanında kendi ilginç düsturlarına göre son derece şerefli ve onurlu insanlardır.”
Evet onlar dışarıdan hiçbir yardım almadan, düşmandan ele geçirdikleri hariç hiçbir topçu kuvvetine sahip olmadan, ALLAH ve Peygamberden başkasına güvenmeden, sağ ellerinde parlayan çeliklerle yarım asırdan fazla bir zaman korkunç Rus gücünü hakir görmüşler, ordularını yenmişler, yerleşim yerlerini basmışlar ve onun zenginliği, gururu ve nüfusuyla kahkahalarla gülerek alay etmişlerdir.
KAFKASLARDA RUS İSTİLASI
Tarih boyunca Müslümanların kendi aralarında mücadeleler hep hasım cephenin ekmeğine yağ sürmüştür. Genel olarak şark milletlerinin ve özellikle Müslümanların izzetli hayatları onların boylar, kabileler halinde başına buyruk yaşamalarına sebep olmuş, bu da özellikle sanayi devriminden sonra hızla gelişen sömürgeci devletlerce kolayca yutulmalarını netice vermiştir.
Rusların bir devlet olarak zuhurunda ve Kafkas ve Türkistan’ı istilalarında düğümü ilk çözen zat, benim kanaatime göre Timur’dur. Altınordu üzerine yaptığı iki seferle bu devlete onulmaz bir darbe indiren bu zat, Moskof’un tarih sahnesinde sinsi ve gittikçe büyüyen bir ejder olarak ortaya çıkmasına sebebiyet vermiştir. Altınordu devletinin Timurlenk’in darbesinden sonra bir daha toparlanamayıp hanlıklara bölünmesi, Rus knezliklerinin ise birleşip, devlet olmaya yürümeleri Şarki Avrupa ve Kafkasya’nın kaderini belirlemiştir.
16 yüzyılın başından itibaren gelişme istidadı gösteren Rus tehdidi, maalesef devlet-i âliye tarafından da ciddiye alınmamıştır. Hani bir söz vardır ya: “Küçüktü, kıyamadım. Büyüdü, yenemedim” diye. Rus devletine karşı Osmanlı’nın durumu da aynen böyle olmuştur. Zengin maden yataklarıyla ünlü Kafkasya’ya Rusların ilgisi 18.yüzyılda gittikçe artan bir şekilde kendini gösterir. 1783’de Kırım’ın düşmesi ile Rusya’nın planlı işgali ve Kafkas halklarının dasitani direnişi başlar.
1785’te Şeyh Mansur’la başlayan bu mücadele, İmam Şamil’le doruk noktasına çıkmış ve bugünlere kadar sürmüştür. Biz bu çalışmamızda, bu mücahedenin Hazret-i İmamla alakalı kısmı üzerinde duracağız. Daha geniş bilgi almak isteyenlere John.F.Baddeley’in “Rusların Kafkasya’yı İstilası Ve Şeyh Şamil” adlı eserini tavsiye edebilirim.(Kayıhan yayınları)
DOĞUMU
Avar toprakları içinde Gimri avulunda (Kafkaslarda köylere verilen isim) 1797’de doğdu. Babasının ismi Muhammed Dango, annesinin ismi Bahu Mesedo’dur. Anne ve babası Avardır. Hazret-i İmam da bir çok büyükler gibi gelmeden evvel geleceği müjdelenmiş bir kutlu zattı. Kafkasya’da cihad ruhunu ilk ateşleyen Şeyh Mansur “Ben yalnız hazırlamaya memurum. Benden sonra biri çıkacaktır ki, o icraya memurdur” ifadeleriyle, Rabbinin bildirmesiyle onu haber vermişti.
ÇOCUKLUĞU VE GENÇLİK YILLARI
İmam Şamil’in çocukluğu, diğer Kafkas çocukları gibi heyecan verici geçti. Zira her dağlı doğuştan müthiş birer binici, keskin birer silahşör, ve iyi birer atıcı olma özelliklerini taşıyor ve böyle yetiştiriliyordu.
Şeyh Şamil hazretleri bunun yanında dini ilimler sahasında kuvvetli bir eğitim aldı. İlk hocası Said Harekani’den sonra Şeyh Cemaleddin Efendiden Tefsir, Hadis, Siyer, Tarih, Hesap, Hendese ve Gramer dersleri alarak kendini yetiştirdi.
Henüz yirmi yaşlarında iken ciddi çalışmaları ve kahramanlıkları ile ün saldı. Bu çelik çavak delikanlı iki metre yüksekliğinde bir duvarı bir hamlede atlayabilmekte, atına sıçradığında hareket halindeki atının karnına sarkarak öbür tarafına geçmekte ve dört nala giderken havaya atılan bir parayı vurabilmekteydi.
Baddeley bu konuda şunları naklediyor: “Devamlı olarak kılıç çalışan, koşan, atlayan, ve çeşitli jimnastik çalışmaları yapan Şamil, yirmi yaşlarına geldiği zaman artık kendisine rakip olabilecek hiç kimse yoktu. Söylenenlere göre, 9 metre genişliğinde bir hendeği aşarken iki normal adamın başları üzerinde tuttukları ipin üstünden atlayabilirdi. Bütün hava koşullarında yalın ayak ve göğsü açık dolaşan Şamil dayanıklılıkta ve gözüpeklikte o kadar büyük bir dereceye erişti ki, cesur ve dayanıklı dağlıların arasında bile ünü yayıldı. Şamil çok atik, enerjik, öğrenmeye istekli, gururlu ve başkalarına hakim olucu, biraz kederli ve oldukça fazla duygulu bir yapıya sahipti.”
Hülasa, o ileri de üstleneceği vazifeyi kaldırabilmek için ilahi takdir gereği tam bir lider olarak yetişiyordu. Gençliğinde gittiği ilk haccında güzel bir tevafuk olarak, Alem-i İslam’ın farklı bir cephesinde, Cezayir’de istiklal mücadelesi verecek olan Emir Abdülkadir’le karşılaştı. Onunla İslam aleminin kurtuluşu üzerine fikir teatisinde bulundu.
CİHAD SAFLARINA İŞTİRAKİ
Yakın arkadaşı ve hemşerisi Gazi Muhammed’in Dağıstan’da cihad bayrağını dalgalandırması ile (1829) Şamil’de bu mukaddes cihada iştirak etti. Gazi Muhammed’in şehid düştüğü Gimri savunmasında ağır yaralandı. Anlatıldığına göre kuşatıldığı evden elinden kılıncı ile çıktı. Sahip olduğu olağanüstü kuvveti, çevikliliği ve kılınç kullanmadaki ustalığı sayesinde kendisini kurtarmayı başardı. Kapıyı açarak eşiğe çıktığında Rus askerleri hemen nişan aldılar. Fakat Şamil onların ateş etmelerinden önce hızla sıçrayarak askerlerin üzerinden aştı. Ve arkalarına düştü. Sonra sol eliyle korkunç bir şekilde kullandığı kılıcıyla askerlerin üçünü cansız yere serdi. Fakat dördüncüsü tarafından göğsünden süngülendi. Bu korkunç darbe karşısında bile metanetini yitirmeyen Şamil, bir eliyle süngülü tüfeği yakalarken, diğeriyle de askeri kesip devirdi. Sonrada süngüyü göğsünden çıkararak attı ve koşarak ormana daldı. Bu süngü yarasından başka bir kaç yerinden daha yaralanmış ve özellikle atılan taşlarla kırılan kaburgası ve omuzu ona korkunç acılar vermişti.
Gimri çatışmasına katılan bir Rus subayı bu olayı şöyle anlatır: “Gece karanlıktı. Yanan bir çatının aydınlığında Şamil bir evin girişinde bize göre yüksek bir yerde öylece duruyordu. Bir devi andıran vücuduyla bu adam öyle sakin bir şekilde duruyordu ki, sanki iyice nişan alabilmemizi bekliyordu. Aniden yırtıcı bir hayvan gibi sıra halinde durup kendisine ateş edenlerin üzerine atladı ve sol eliyle kılıcını çekip üç askerimizi birden yere serdi. Fakat dördüncü askerimiz kılıcını Şamil’in göğsünün ta derinliklerine batırdı. O an Şamil’in yüzü hiçbir duygu göstermiyordu. Göğsünden kılıcı çıkartıp bunu yapan askeri de yere serdi. Sonra bir insanın asla beceremeyeceği bir sıçrayışla gecenin içine kayboldu. Hepimiz çok şaşırmıştık.” Bu olağanüstü hadise üzerine Rus Generali Baron Rozen; “İleride bu yaman genç Rusya’nın başına bela olacaktır” demişti ki, istikbal bu sözü bilfiil tasdik etti.
Üç gün kadar saklandıktan sonra komşu köy olan Unsokul köyüne vardı.Orada 25 gün boyunca ölümle yaşam arasında mücadele vermişti. Göğsüne giren Rus süngüsü bir ciğerini de delip geçmişti. Daha sonra, ünlü cerrah ve aynı zamanda kayınpederi olan Abdülaziz Efendi tedavisi ile meşgul oldu. Şamil bu tedaviler sonucu altı ayda ancak kendine gelebildi. Yaralandığı günden itibaren 25 gün baygın yatan Şamil uyandığında başucunda bekleyen annesine ilk olarak şöyle dedi: “Anam namaz vakti geçti mi?" Anası oğlunun fazla kaygıya düşüp üzülmemesi için üstü kapalı bir cevap verdi: "Zararı yok, kaza edersin."
Ruslar bu kaçışa pek bir ehemmiyet vermemişlerdi. Gimri'nin alınmasıyla Kafkasya’yı fethettiklerini düşünüyorlardı. Çeçenlerde ise bu kaçış büyük bir etki yaptı ve böylece "Şamil Efsanesi"nin ilk taşı konmuş oldu.
İMAMLIĞA GEÇİŞİ
Gimri kuşatmasında İmam Gazi Muhammed’in şehid düşmesi üzerine, İmamlığa İmam Hamzat seçildi.(1832) İmam Hamzat’ın sert ve otoriter yapısı özgürlüklerine çok düşkün dağ kabilelerinde hoşnutsuzluklara sebep oldu. Nitekim 19 Eylül 1834’de Cuma namazı vaktinde bir suikast sonucu Hamzat şehid oldu. Bunun üzerine Bütün Dağıstan halkı Şamil’in imamlığa getirilmesi konusunda birleştiler. Şamil ise savaşın sürüp gideceğini, daha da şiddet kazanacağını, bunun için sıkı bir disiplin uygulanacağını belirtip, naibler meclisinden bütün bunlara katlanacağına dair söz aldı ve imamlığı bu şartlarda kabul etti. Biat merasimi Aşilta’da yapıldı. Bu sıralar İmam Şamil 37 yaşındaydı.(2 Ekim 1834)
İdareyi eli alır almaz kuvvetli bir teşkilatlanmaya girişti. Dikkat edersek Hazret-i İmam’da karizmatik bir lider ve dehada olması gereken bütün özellikler bihakkın mevcuttu. Beden yapısının heybeti, delici bakışları, çevikliği, silahşörlüğü, cesareti, ilmi, sabrı, soğukkanlılığı, hızlı ve isabetli kararlar verebilmesi, sevkülceyş konusundaki mahareti, disiplini, polat gibi bir iradeye sahip olması, hitabetindeki etkileyicilik, insanların karakterini güzelce analiz edip ona göre davranması, ilmi ve takvası ile o tam bir liderdi. Etrafındaki halka gitgide genişliyordu. O, Kafkasya’nın umuduydu.
İmam Şamil çok ileri görüşlü bir insandı. Seleflerinden en önemli farklarından biri teşkilatlanmaya verdiği önemdi. İlk etapta dört hedefe varmayı hesaplıyordu:
1-Kafkasya’nın birliği
2-Düzenli orduya geçene kadar vur kaç taktiği ile düşman ordusunu oyalamak
3-Kafkasya’da şer’i kanunları tamamıyla uygulamak
4-İmamlık otoritesinin tüm Kafkas halklarınca benimsenmesi.
İmam’ın en önemli yönlerinden birisi de, kendi çapındaki her liderde müşahede ettiğimiz güçlü bir istihbarata sahip olmasıydı. Rus ordusundaki ajan ağı sayesinde düşmanın her hareketinden anında haberdar olabiliyor ve ona göre gerekli önlemleri alıyordu. Mücahidler arasındaki iletişim de çok önem arz ediyordu. Avarlar’ın dağlar, ormanlar, bataklıklar ve kayalıklar arasında çok iyi bildiği gizli yollardan emir ve buyruklar atlarla ulaştırılıyordu. Bunun için her avulda en iyi atlardan birkaç tanesi hazır bekletilirdi. Hazret-i İmamın seri hareket eden birlikler oluşturması da başarısının sebeplerinden biriydi.
TEŞKİLATLANMA
Mücahid teşkilatlanmasını genel olarak birkaç maddede toplayabiliriz:
1-Her tarafta naiplikler kurdu. Vilayetler 5 naipliğin bir araya gelmesinden oluşmakta ve başında bir kumandan bulunmaktaydı. Kumandanlar o bölgedeki mülki ve askeri idarenin başıydı ve direkt olarak İmam’a bağlıydılar. Naibler ise vergileri düzenlemek, asker toplamak, yargı salahiyetini kullanmak, kanunların şeriata uygunluğunu denetlemek gibi görevlerden sorumluydu.
2-Her avulda bir kadı vardı. Bunlar naiblere bağlı olup, şeriatı uygulamak, orada gelişen hadiseleri naiblere rapor etmek, imam ve naiplerin emirlerini ilan etmek gibi vazifeleri yürütürlerdi.
3- İmam’ın çevresinde seçme bir koruyucu tim vardı. Bu birlik 1000 kişiden oluşuyordu. Murteza adı verilen bu özel güç gerek dindarlık, gerek kahramanlıkta en iyi durumda olan müridler arasından seçiliyordu. Bu birliğin bağlıları kalpaklarına iliştirdikleri külrengi dört köşe bir bez parçasından tanınıyor; kalpağın üzerine yeşil sarık sarıyorlardı. Baddeley bu tim için şöyle diyor: “O sıralar bundan daha harika bir sistem bulunamaz ve uygulanamazdı.”
Şeyh Şamil hazretleri aynı zamanda Dağıstan’ın manevi lideri konumundaydı. Dağıstan’da Nakşiliği yayan Kuralı Molla Muhammed’in halifesi Şeyh Cemaleddin efendi vasıtasıyla Nakşi tarikatına giren Şamil, yaygın olarak bilinenin aksine, asla bir "şeyh" değildi; "siyasi otorite" yi temsil eden "imamet" makamında bulunuyordu. Bu arada bir yanlışın daha üzerinde duralım. Kafkas cihad hareketinden bahseden batılı kaynaklar “müridizm” dedikleri bir olgudan bahsederler. Müridizm hemen belirtmeliyiz ki, bütünüyle yeni başlı başına ve Dağıstan’a özgü bir tutum ve etkinlik değildir. Hemen her tarikat mensubu için kullanılagelen “mürid” sözcüğünden batılı gözlemcilerce türetilmiştir. Sebep, Ruslara karşı savaşan bu kişilerin Nakşi tarikatı mensubu olmalarıydı. Halbuki tasavvufla cihadı birleştiren İslam coğrafyasında bir sürü hareket vardır. Mesela İtalyanlara karşı Libya’da mücahede eden Senusiler buna verilecek bir misal olacağı gibi, İstiklal harbimizde Gönüllü Mevlevi alayları, Kadiri alayları gibi birçok örnekler verilebilir. Kafkas savaşlarında, Zübeyir Yetik beyin isabetli teşhisiyle, “Nakşilik; İmam Mansur’un Mehdi olarak benimsenmesi, cihad için müritlerin askeri ve idari yeni bir örgüt düzenlemesi ile Batılıların müridizm adını verdikleri bir giysi içinde İslam’ın derlenip toparlanması, Müslümanların kendine gelmesi, ve düşman karşısında ayakta kalabilmek çabası içine girme doğrultusunda işlevlendirilmiş, eylemlendirilmiş oldu.”
Şeyh Şamil ilk olarak Kafkas halklarının cihad bayrağı altında bütünleşmesini sağlamak için Karadenizin kuzeyindeki Çerkezlerle görüşmeye gitti. Kafkasya’nın batısındaki Çerkes kabileleri de Dağistanlılarla aynı tarihlerde cihada başlamışlar, 1864 yılına kadar devam eden bu mücadele Rusya için hiçbir zaman Çeçenistan savaşları kadar önemli olmamıştır.
Buradaki savaş dağınık ve düzensiz bir biçimde sürüyordu. Şamil’in amacı Çerkes ve Kabardayları da bayrağı altına toplayıp Rus işgalcilere topyekün bir mücadele vermekti. Çerkez ileri gelenlerini tarafından büyük bir hürmetle karşılanmasına rağmen İmam umduğunu bulamadı. Çerkesler Ruslara karşı mücadelelerini eskiden olduğu gibi kendi başlarına sürdürmekte ısrar ettiler. İmam Dağıstan’a geri dönmek zorunda kaldı.
İLK ÇARPIŞMALAR
İmam’ın ikinci hareketi Hunzah üzerine oldu. Amacı Rus yanlısı Avar kabilelerini etkisiz hale getirerek, Avaristan’da birliği sağlamaktı. Ama general Feze’nin 12 bin kişilik bir kuvvetle Derbent üzerinden Avar topraklarına girdiği haberi üzerine kuşatmayı kaldırdı. General İveliç de Dağistan’a girmiş, Aşilta avuluna doğru yol alıyordu. İmam hızla İveliç üzerine yürüdü ve Aşilta yakınlarında Rus ordusunu bozdu. Bu zaferinden sonra Tilitl avuluna vardı. Feze’nin burada bıraktığı Rus birliğini başlarındaki komutanları Buckiev’le birlikte ortadan kaldırdı. Fakat Aşilta’yı yerle bir eden Feze komutasındaki birlikler tarafından Tilitl köyünde kuşatıldı.
Birkaç gün süren ağır topçu bombardımanından sonra piyade birliklerin saldırısı başladı. Köye giren Rus birlikleri her zamanki gibi katliam yapıyorlardı. Piyadeler umulmadık bir direnişle karşılaştılar. Ruslar ağır kayıplar veriyorlardı. Tam bu sırada Şamil’den gelen ateşkes isteğine Feze’den olumlu yanıt geldi.Üç gün süren görüşmelerden sonra barış yapıldı ve Feze Hunzah’a dönmeye razı oldu. Aslında Şamil ile imzalanan bu anlaşma geri çekilmek için fırsat kollayan Feze için bahane olmuştu. Çünkü şimdiye kadar ordunun uğradığı korkunç zayiatlar, cephanenin azalarak tükenmekte olması, seferi kuvvetlerin erzak ve teçhizatlarındaki eksiklikler ve başka bir çok sebepler ordunun daha fazla savaşmasını imkansız hale getirmişti.
Feze’nin bu harekatında Rus ordusunun kayıpları 30 subay, 1000 erdi. Baddeley’in dediği gibi, parlak bir zafer olarak anlatılan Aşilta seferi daha çok bir yenilgiye benziyordu. Tilitl önlerinde yapılan geri çekilme harekatı da tam bir felaketten son anda kurtulmak için yapılmış bir kaçıştı. Büyük bir tantanayla, övünülerek anlatılan bu seferin sonucu daha sonraki olayların ispatlayacağı gibi Şamil’in etkisini yok etmek yerine on kat daha artırmıştı. Bütün bunlara rağmen, kalem kullanmakta ve göz boyamakta mâhir Feze öyle bir rapor hazırladı ki, St.Petersburg’daki yönetim Şamil sorunun çözümlendiğine ve Feze’nin doğuştan bir asker olduğuna gönülden inandılar.
Çar bu abartma raporlara inanarak 1837’de Gürcistan’a bir ziyaret gerçekleştirmek istedi. Aynı zamanda da kendisine bağlılık andı içen Şamil’i Tiflis’te kabul edecekti.Bunun üzerine Rus generallerin etekleri tutuştu. Acilen Şamil’in Nikola ile görüşmesi için ikna edilmesi gündeme geldi. Görev, Kafkaslar hakkında geniş bilgi sahibi general Klug von Klugenav’a verilmişti. Ama ne Klugenav’ın bizzat imamla yaptığı görüşme, ne Feze’nin gönderdiği mektuplar bir sonuç vermedi.
İmam’ın son gönderdiği cevap şöyledir:
“Gimri-28 Eylül 1837
Ben Kafkasya’nın hürriyeti için silaha sarılan muhriplerin en hakiri Şamil, ALLAH’ın himayesini çarların efendiliğine feda etmeye ahdeden özü-sözü doğru bir Müslümanım. Çar Nikola’yı tanımadığımı, onun iradesinin bu sarp dağlarda sökmeyeceğini General Klugenav’a anlayabileceği bir dilden tekrar tekrar söylemiştim. Sanki o sözler taşa söylenmiş gibi, Çar ile görüşmek üzere beni hala Tiflis’e davet edip duruyorsunuz. Bu davete asla icabet etmeyeceğimi şu mektubumda son defa olarak size bildiriyorum. Bu yüzden fani vücudumun parça parça kıyılacağını ve sırtımı verdiğim şu vatan topraklarında taş üstünde taş bırakılmayacağını bilsem bu kati kararımı asla değiştirmeyeceğim. Cevabım işte bundan ibarettir. Nikola’ya ve kölelerine böyle malum ola”
Tiflis’te bağlılık andını bekleyen Çar umduğunu bulamayınca çılgına döndü. Hemen Şamil’in ezilmesi için buyruk verdi. Temirhan Şura başta olmak üzere Rus Garnizonlarında büyük bir hazırlık başlatıldı. Harekatın başkumandanı General Golovin’di. Golovin, savunma bakanı Çernişev’e verdiği raporda “Şamil’in Dağistan’daki gücü büyük bir hızla artıyor” diyordu. Golovin’in astı general Grabe, Şamil üzerine yürüyecek kuvvetlerin başındaydı ve harekatı o yönetiyordu. Rusların amacı tüm kuvvetlerini toplayarak Şamil’in üzerine yürümek, ardından güze doğru Çeçenistan’a saldırmaktı. Fakat Çeçenistan genel naibi Taşof Hacı’nın dikkat çekecek sayıda birlik toplaması ve Rus güçlerini tehdit eder bir vaziyet alması üzerine Grabe arkasını sağlama almak için önce Çeçenistan’a yöneldi. Taşof Hacı yenildi ve müridler dağıtıldı. Bunun üzerine dikkatini Dağistan tarafına çeviren Grabe, 30 Mayıs 1838’de Şamil’in tahkim ettiği Arguani avuluna vardı. Arguani’nin çok şiddetli muharebelerden sonra düşmesiyle Rus birlikleri Şeyh Şamil’in savunduğu Ahulgo’yu kuşattılar. Böylece Haziran’ın 12’sinde harekatın en ünlü kuşatması başlamış oldu.
AHULGOH DİRENİŞİ
Ahulgoh’ta bulunan 4000 kişiden sadece 1000 tanesi savaşçıydı. İşgal güçlerinin sayısı ise 13 bin civarında tahmin edilmektedir. Aylarca süren kuşatma iki taraf içinde çok kanlı oldu. Gerek Rus piyadelerin hücumları, gerekse müridlerin zaman zaman yaptıkları huruç harekatları neticesiz kalıyordu. Tabi ki kuşatma altındaki kale halkının durumu gün geçtikçe zorlaşıyordu. Dışarıdan ikmal sağlayan bazı gizli yolların Rus birliklerince bulunup denetim altına alınması dayanma gücünü gittikçe kırıyordu ve İmam da durumun umutsuzluğunun farkındaydı. 12 Ağustos’ta Grabe’ye gönderdiği ateşkes teklifi gururlu Rus generali tarafından bir tek şartla kabul edildi. Şamil rehin olarak oğlu Cemaleddin’i Moskoflara verecek ve kendisi de hiçbir ön koşulsuz olarak teslim olacaktı. Ateş bir süre kesildi. Cemaleddin’in gönderilmesi üzerine Grabe, Ahulgoh’un teslimini görüşmeyi kabul etti. 18 Ağustos’ta general Pullo’yu Şamil’le görüşmesi için yolladı. Generali bir kaya üzerinde kabul eden Şeyh Şamil, kalenin teslimi için kendisinin dağlarda kalmasına izin verilmesini, Cemaleddin’in de İçkeri starnişası Camala yanında nezarette kalmasını istedi. Tabi bu teklifler Ruslarca kabul edilemezdi. Görüşmeler kesildi. 21 Ağustos’ta Rus umumi taarruzu başladı. Fakat Ruslar müridlerin korkunç direnişi ile karşılaştılar ve geri püskürtüldüler. Ertesi gün şafakla başlayan hücum ise Ahulgoh’un düşmesine sebep oldu. Avulun içinde Rus birlikleri umutsuz ama çok inatçı bir direnişle karşı karşıya kaldılar ve bu bir hafta sürdü. Rusların tek tek her evi alması gerekiyordu.
Rus kumandan Milioutine hatıralarında bundan bahsederken şöyle demektedir: “Burada korkunç ve umutsuz bir savaş başladı. Kadınlar bile kendilerini büyük bir mücadeleyle savunarak silahsız oldukları halde, süngülerimizin ucuna atılmaktan çekinmediler.” Ahulgoh düştü. Ama İmam Rusların elinden kaçmayı başardı. İmam’ın eşlerinden Cevheret hatun ve oğlu Mehmed Said, kız kardeşi Fatıma Mesedo, çok yakın naiblerinden Surhay ve Ali Bek ise şehit düşmüştü. 80 gün süren Ahulgoh kuşatmasındaki Rus kayıpları ise 25’i subay 487 ölü, 91’i subay 1631 ağır yaralı ve 33’ü subay 661 hafif yaralı olmak üzere toplam 3000 civarındaydı. Hastalıklardan dolayı uğranılan kayıplar bu rakamın dışındaydı.
Bu arada bir hususu da Kafkas savaşlarında daima göz önünde tutalım.Rus generali Keydeman diyor ki: “Kayıplarımızı alabildiğince inkar ederken, düşmanın zayiatını göklere çıkarmakta büyük maharet gösteren kumandanlarımız askeri tebliğin ciddiyetini tamamıyla ihlal etmişlerdir.”
TEKRAR TOPARLANIŞ
Kont Grabe kısa vadeli bu başarısından o denli tatmin olmuştu ki, Şamil’in kaçmasını fazla önemsemedi. Ona göre artık Şamil önemsiz bir kanun kaçağıydı ve gücünü toparlaması imkansızdı. Ama kendi bakan ve kumandanlarından daha ileri görüşlü Nikola aynı kanaatte değildi. Bunu Grabe’ye yazdığı şu mektuptan anlıyoruz: “Çok iyi! Ama ne yazık ki, Şamil kurtulmuş bulunuyor. Şüphesiz gücünün ve etkisinin büyük kısmını kaybetmiş olmasına rağmen, O’nun yine de bir takım şeyler hazırlamasından korkuyorum. Gelecekte neler olacağını göreceğiz.”
Gerçekten de Çar kaygılanmakta çok haklıydı. Kafkasya’daki mücadele henüz bitmiş değildi. Şamil’in Ahulgoh’tan ayrılmasından altı ay geçmiş ve bu zaman zarfı içinde Muhacir İmam’ın hayatında büyük değişiklikler olmaya başlamıştı. Çeçenistan’da sadık naibleri Şuayp Molla ve Cevat Han tarafından gönülden karşılanan İmam, Çeçenistan’ın küçük bir bölgesine yerleştikten sonra ünü ve etkisi hızla yayılmaya başladı. Akıllığı ve mübarekliği o kadar ünlenmişti ki, her taraftan akın akın gelen delegeler ona itaatlerini bildirerek kendilerine önderlik etmelerini istiyorlardı. Aynı sene Kafkasya’nın batısında, Karadeniz kıyılarındaki Çerkeslerin Ruslara tekrar başkaldırması ve ardı ardına kazandıkları zaferler Şamil’in etrafındaki toplanmalara büyük ölçüde etkili olmuştur. Çerkeslerin Şamil’den kendilerine bir önder istemeleri üzerine İmam, yakın naiblerinden Muhammed Emin’i Adigelere naib olarak göndermiştir.
Rusların onur kırıcı ve zalimce politikaları da Çeçenistan’da İmamın işini kolaylaştırmıştı. Ülke kısa zamanda patlamaya hazır bir barut fıçısı haline gelmişti. Şimdi bir lidere ihtiyaçları vardı ve o da yanı başlarındaydı: Şamil… Dağıstan’dan korkusuz naibi Ahverdil Muhammed’i çağıran İmam Şamil kendisine kayıtsız şartsız itaat edilmesi şartıyla Çeçenistan’ın idaresini kabul etti…Artık 1840 Martına doğru bütün Çeçenistan Ruslara karşı ayaklanmış bir vaziyetteydi ve İmam Ahulgoh öncesinden daha güçlü bir konuma gelmişti. Bu kaynamalar Rus idaresinin de gözünden kaçmamış olacak ki, başına verilecek para 300 rubleden 3000 rubleye fırlamıştı. İlk şöhretini Dağıstan’ın yalçın ve çıplak kayalıklarında kazanmış olan Şamil, orman savaşlarının da dahi bir üstadı olduğunu çok geçmeden ispatladı. Grabe’nin tabiriyle bu “sihirbaz adam” 130-140 km’lik mesafeleri 24 saat içinde aşarak en uzak bölgeleri tehdit ederken, naibleri de aynı taktikleri uygulayarak Rus ordusunu her an tetikte olmaya zorluyor ve uyguladıkları savaş taktikleri ile onların korkunç şekilde yıpranmasına sebep oluyordu. Henüz 12 ay önce Çeçenistan’a peşinde sadece 7 kişi olduğu halde girmiş olan Şamil şimdi demir gibi sağlam idaresini Dağistan’dan Viladikavkaz sınırlarına kadar yaymış ve silahlı bir halkın başına geçmişti. Aynı zamanda harekatını Dağistan topraklarına kadar yaymış durumdaydı.
HACI MURAD
…Hacı Murad Kafkas dağlarında beli bükülmez bir Avar yiğidiydi. Ve doğduğu yer Hunzah olmak üzere Avar topraklarında büyük bir saygınlığı vardı. Rus yazar Tolstoy’un adına bir roman yazdığı bu kahraman, Avar hanlarının intikamını almak üzere İmam Hamzat’ı öldürmüştü. O zamandan beri de Ruslara sadakatini sürdürmüş ve onların üniformalarını bile giymişti. Onun etkisi yüzünden Şamil’in yaptığı cihad çağrıları Hunzah civarında hep soğuk karşılanmıştı ve bunun Ruslar da farkındaydı. Ama 1840’ın sonbaharındaki bir hadise Hacı Murad’ın hayatını değiştirecekti.
O sıralar Avaristan’ın yönetimine getirilen Rus kuklası Mektule hanı Ahmed han, Hacı Murad’la kanlı-bıçaklıydı. Aralarındaki rekabet ve düşmanlık gün geçtikçe artıyordu. Sonunda, rakibinden kurtulmak için bir plan hazırlayan Ahmed han, onun Şeyh Şamil’le ilişkide bulunduğunu söyleyerek, Rus kumandanına onu tutuklattı. Bunun üzerine General Klugenav, Hacı Murad’ın askeri koruma altında Rus genel karargahı Temirhan Şura’ya getirilmesini emretti. On gündür bir topa zincirlenmiş olarak Hunzah’ta tutuklu bulunan Hacı Murad 10 Kasım günü 45 askerin nezaretinde yola çıkarıldı. Hacı Murad’ın önünde ve arkasındaki yirmişer er onun kaçmasını olanaksızlaştırırken, daha da emin olmak isteyen Ruslar Murad’ın beline bir ip bağlamışlar ve uçlarını da öndeki ve arkadaki askere tutturmuşlardı. Tam Bustro köyünün yakınlarından geçerken yol o kadar daralıyordu ki, kafiledekiler tek sıra halinde yolu geçmeye başladılar.Yolun bir tarafında da korkunç bir uçurum uzanıyordu. İşte tam bu sırada olan oldu. Yolun en darlaştığı yerde aniden duran gerilla lideri, çevik bir hareketle ipin ucunu yakaladığı gibi askerlerin elinden aldı. Ve onların şaşkın bakışları altında kendisini uçuruma attı. Eğer başka mevsimde olsaydı böyle bir atlayıştan hiç bir kimsenin sağ çıkması imkansızdı. Fakat Hacı Murad atlarken yağan karı da hesap etmiş ve bunda da pek yanılmamıştı. Bir bacağı kırılmasına rağmen yakınlardaki bir koyun çiftliğine sürünmeyi başardı ve daha sonra da Doğu Dağıstan’ın kamçısı, Şamil’in en cesur ve başarılı naibi oldu.
ŞAHLANIŞ
Hacı Murad’ın İmamın saflarına geçmesi ile Ruslar büyük bir darbe almış oluyordu. General Klugenav onu geri kazanabilmek için büyük çaba gösterdiyse de, muvaffak olamadı. Bunun üzerine güç yoluyla Hacı Murad’ı dize getirmek için 2000 kişilik bir kuvvetle onun üzerine yürüdü. Mücahid kuvvetleri bu sayının üçte biri kadar olmalarına karşılık büyük bir mukavemet gösterdiler. İmparatorluk topçu kuvvetleri komutanı Bakunin’in de öldüğü bu harekat Rus yenilgisi ile sonuçlandı. Hacı Murad yaralanırken, babasıyla iki kardeşi şehid düştü.
1841 Yılının Temmuzunda general Golovin raporlarında şunları yazıyordu: “Şimdiye kadar Kafkasya’da Şamil kadar tehlikeli ve kuvvetli bir düşmanla karşılaşmamış bulunuyoruz.Gelişen olayların etkisiyle Şamil’in hareketi, Muhammed’in(sav) dünyanın dörtte üçünü sarstığı zamanki gibi dini ve askeri bir yapı kazanmıştır.”
Aynı yıl Batı Kafkasya’da Çerkez kabileleri, Ruslara karşı ayaklanıp onları denize döktüler. Ardından da, İmam’dan kendilerine bir naib göndermelerini istirham ettiler.. İmam bu sevindirici gelişme üzerine çok sevdiği naiplerinden Muhammed Emin’i Çerkezistan naibi olarak atadı. Muhammed Emin’in Çerkezistan’da çok başarı olmasına karşılık (mesela emrindeki kuvvetlerle Rus birlikleri tarafından istila edilen bölgeye yalnız 1849 yılı içerisinde 101 akın düzenledi) bir türlü Rus kordonu aşılıp İmamla bütünleşme sağlanamadı. Böylece mücadele iki tarafta müstakilen sürdürülebildi. Hazret-i İmam’ın esir edilmesinden kısa bir süre sonra bütün güçleriyle Batı Kafkasya’ya yönelen Rus kuvvetleri kısa bir zamanda buradaki direnişe de son verdiler.
BİR SEVK-ÜL CEYŞ DAHİSİ
Şeyh Şamil tam bir askeri dahi idi. Hareketlerini düşmandan gizler, ani ve öldürücü darbelerini hiç beklenmedik yerden indirirdi. Devamlı taarruzda bulunarak inisiyatifi elinde tutardı. Düşmanın planlarını çok önceden kavrayıp hemen karşı tedbirleri alırdı. Adeta düşmanın aklından geçenleri bilirdi.
Rus generali Keydeman raporlarında onun bu yönüne şöyle değinmektedir: “Hele Şamil’in nadir askeri dehalara has olan sevk-idare kudreti zafer terazisinin gözünde bilhassa ağır basmaktadır.”
Başka bir Rus generali Suvarof ise şu itirafı yapar: “Kafkasya dağ silsilesini aşmak Alpleri aşmaktan daha zordur. Bu dağ kartalları Prusya ve Avusturyalılardan daha iyi savaşırlar.”
Baddley’in tespitleri de şöyle: “Şamil’in askeri sisteminin en büyük avantajı adamlarını çok kısa bir süre içinde toplayarak dağıtabilmesiydi. Bu sayede bir levazım sınıfının kurulmasına gerek kalmamıştı. Şamil’in uyguladığı stratejiler çağına göre mükemmel bir seviyedeydiler. Yerleştiği Dilim’in merkezi konumundan yararlanarak düşmanı kuzey, güney ve doğu yönlerinden tehdit ederek onları daima hareket halinde tutarak meşgul ediyordu. Sanki sihirli bir güce sahipmişçesine komandolarını büyük bir hızla istediği noktalarda topluyor ve yine aynı hızla ortadan yok ediyordu. Yanlarında herkese birkaç gün yetecekten fazla bir yük taşımayan bu olağanüstü süratlilikteki müridler, dağları süpürerek iniyorlar ve Rusların en az bekledikleri noktalardan onlara saldırıyorlardı."
General Gurko 1843’deki başarısız Avaristan harekatının raporunda şöyle diyordu; “Şamil’in bu kadar büyük muvaffakiyetler kazanması doğrudan doğruya havsalaya sığmaz şahsi kudreti neticesidir. Askeri tahsili olmayan bu zatın pek büyük bir askeri dehaya sahip olduğunu kabul etmek lazım gelir. İmamın bu şahsi liyakati, bizim en meşhur ve tecrübeli
kumandanlarımızı çok defalar içinden çıkılmaz vaziyetlere düşürmüştür. Bu mütalaa ve kanaatin en bariz misalini bize Delim’den Unsokul kalesine yaptığı yıldırım yürüyüşü vermiştir. Akıl ve muhakemeye sığmayan bu yürüyüş , sürat bakımından harikulade olduğu gibi, askerlik sanatı, enerji, isabet ve süratli karar zaviyelerinden de kıymetlidir.”
...Enteresan bir husus var; O sırada Rus ordusunda görev yapan Alman subaylar tarafından Şamil’in tabye taktikleri raporlar halinde Almanya’ya götürülerek vurucu Alman ordusunun temelleri atılmıştır.
ZAFERLER DÖNEMİ
1842 senesinde de zaferler birbirini kovaladı. Çeçenistandaki faaliyetler General Grabe’nin 30 Mayıs’ta 10 bin kişilik bir kuvvet ve 24 top eşliğinde Gerzel Avul’dan çıkıp Şamil’in karargahı Dargo’ya yürümesi ile başladı. Ormanlık alana kadar düşmanı pek fazla hırpalamayan mücahitler, asırlık kayın ağaçları ile süslü ormanlık bölgede Şamil’in en yakın naiplerinden Şuayb Molla komutasında onlara ölüm yağdırmaya başladı. Grabe 1 Haziranda geri çekilme emrini verdi. Sonuç büyük bir bozgundu. Ruslar iki gün içinde ölü ve yaralı olmak üzere 1700 kişi yitirmişlerdi. Bu acı yenilgi üzerine Grabe kendi isteği ile görevinden ayrıldı. Üstü olan Golovin de azledildi.
YILDIRIM HAREKATI
Adolf Hitler “Sezilmemeyi ben keşfettim” derken yanılıyordu. Hayır, ilk defa dünya tarihinde yıldırım harekatını da, kıtmaniliği(sezilmemeyi) de insanlığın iftihar tablosu Hz. Muhammed
(sav)ve onun talebeleri uygulamıştır. Bu konuda merak edenlere M. Fethullah Gülen
Hocaefendi’nin “Sonsuz Nur” adlı şaheserindeki Efendimizin(sav) askeri yönü kısmını mütalaa etmelerini tavsiye ederim.
İşte o kutsi ocağın şakirdlerinden İmam Şamil de 30 küsur senelik cihad hayatında Efendimiz’in uyguladığı yıldırım vuruşu taktiğini çok defa tatbik etmişti. Çok yetenekli bir şekilde tasarlanarak büyük bir titizlik ve itinayla hazırlanan ve aynı oranda parlak ve başarılı bir şekilde uygulamaya konan planlar kısa zamanda meyvesini verdi.
16 Ağustos 1843’te general Klugenav, Şamil’in ordularını terhis ettiğini ve ortalığın sakin olduğunu rapor etmişti. Halbuki Şamil 27 Ağustos’ta ordusunun başında karargahından ayrıldı. 24 saat içinde 80 km uzaklıkta bulunan Unsokul önlerinde ortaya çıktı. Aynı zamanda Kabet Muhammed ve Hacı Murad’ın kendisine katılması ile mücahid sayısı 10 bin civarına yükselmişti. İngiliz yazar Baddeley bu hadise karşısında hayranlığını gizleyemez.: “Böylesine dağlık bir ortamda bu kadar uzun bir mesafenin böylesine kısa zamanda aşılması, ortak hareketlerdeki hassasiyet ve hepsinin de ötesinde bu hareketlerin Klugenav’ın burnunun dibinde, ona hiçbir şey sezdirilmeden başarılmış olması, Şamil’in büyük askeri yeteneklerini gözler önüne seriyor ve Onu ilk yıllardaki başarılarının çok ötelerine götürerek sadece bir gerilla lideri değil, fakat savaş sanatıyla uğraşan bu asker sınıfının en yüksek derecesinde bulunduğunu ispatlıyordu.”
6 top desteğinde Unsokul’u kuşatan İmam buraya gelen bütün yolları da tutturmuştu. Bununla birlikte bir piyade alayı takviyeye gelmiş, ama daha kaleye varamadan yok edilmişti. Daha sonra yardıma gelen üç birliğin de akıbetleri aynı oldu. Unsokul 30 Ağustos’ta düştü. Bu zafer bir kapı aralamaydı. Şamil’in aniden Avaristan’da görülmesinden sonra geçen 25 gün içinde Hunzah hariç hemen hemen Avar topraklarındaki bütün Rus kaleleri düşmüş, 14 top ganimet alınmıştı.
İmamın amacı Gergebil’i alıp Rus genel karargahı Temirhan Şura’yı basmaktı. Önce naiplerinin her birinin bir yana taarruzu başladı. Her bir hamle Rus generallerini telaşa düşürmekteydi. İmam’da emrindeki birliklerle Vnezapni kalesini kuşattı. General Gurko başta olmak üzere bütün generaller bu kalelerin yardımına koşmaya başlamışlardı. Halbuki bu taarruzlar bir yanıltma saldırısından başka bir şey değildi.
Rus kuvvetlerinin dikkatini dağıtan İmam, 80 km’lik bir yolu cebri yürüyüşle bir günde alarak Gergebil önlerinde boy gösterdi. Gurko, Gergebil’in yardımına koşmak istemişse de, Kabed Muhammed tarafından püskürtüldü. 27 Ekim 1843’te kuşatılan Gergebil 9 Kasım’da düştü. Şimdi sırada Rus ana üssü-Temirhanşura vardı. General Fraytag ve Argutinsky komutasındaki güçlerin yardıma koşması üzerine kuşatma kaldırıldı. Şamil Avaristan’a çekildi ve kuvvetlerini dağıttı. 27 Ağustos’tan bu yana Rus kayıpları ölü ve yaralı olmak üzere 92 subay ve 2528 erdi. Bu sene Ruslar için tam bir felaketti. Şamil hazretleri içinse, zaferlerle süslü bir yıldı. Zaferlerin taçlanacağı büyük zafer ise biraz ilerideydi.
DARGO: BİR DÖNÜM NOKTASI
Devletler, cemaatler, gruplar ve kişilerin hayatında belli olaylar dönüm noktasıdır, zirvedirler. Kemâlin zirvesi ise zevalin habercisidir. Mesela 1943 yılı İkinci Dünya Harbinde böyle bir senedir. Artık bu tarihten sonra Alman ordularının ilerleyişi durmuştur. Bunun ilk habercisi de meşhur Stalingrad kuşatmasıdır.
Kafkas muharebeleri için de ben, Dargo savaşını böyle bir dönüm noktası görür ve zafer olmasına karşı hüzünle okurum. Çünkü bu zaferden sonra harbin gidişatı yavaş yavaş değişmeye başlamıştır.
Şimdi bu zaferin hemen öncesine bakalım. Grabe’nin yerine tayin edilen General Neidhart, 17 Nisan 1844’te Avaristan’a yeni bir hücum başlattı. Fakat her zaman olduğu gibi Rus planları suya düştü.. İmam, generallerin her hareketini takip etmekte, bütün oyunlarını bozmaktaydı. Sonunda Neidhart ta görevden alındı. Yerine gönderilen kişi ise Nikola’nın en mühim kozuydu; General Vorontzof
Moskova önlerinde Napolyon’un ordularını yenmesiyle meşhur bu general, Çar’ın en büyük kozu ve ümidiydi. Vorontzof’a verilen önem, “Kafkasya başkomutanlığına” ek olarak kendisine verilen “Kafkas genel valiliği” ve “Tüm Kafkasya imparatorluk naibi” unvanlarından açıkça belli oluyordu.
Vorontzof’la beraber Kafkasya’ya sürüyle asker, harp araç ve gereçleri de akmaya başladı. Kısa zamanda “dünyayı havaya uçuracak kadar barut” ve 150 bin kişilik muazzam bir ordu hazırlanmıştı. Çar şöyle diyordu: “Askerse bütün ordularım bu uğurda feda olsun. Para mı lazım? Hazinelerimin kapısı Kafkasya için sonuna kadar açıktır. Ben size her şeyi veriyorum. Fakat dakika kaybetmeden bir ateş ve dehşet dalgası halinde kasıp kavurarak o vahşet ocağı, haydut yuvası melun Dargo’yu çiğnemenizi istiyorum. Fakat unutmayınız ki, bütün bu dileklerimin yanında Şamil’in bu sefer ölü veya diri olarak ele geçirilmesi sizden en kati müsamaha kabul etmez matlubumdur.”
Petersburg’da Nikola’ya zafer sözü veren Vorontzof’un ayakları ancak Kafkasya’ya gelip, yıllardır burada bulunan astlarıyla durum değerlendirmeleri yapmaya başlayınca yere değebildi. Tam bir Aristokrat olan bu zat, Dağlıları ve Çeçenistan’ı tanıdıkça daha temkinli konuşmaya başlamıştı. Dargo seferinden önce Çara gönderdiği şu satırlar bunun bariz delilidir: “Bu seferde herhangi bir başarı şansı göremiyorum. Fakat elbette imparatorumuzun isteklerini yerine getirmek ve onun güvenini boşa çıkarmamak için elimden geleni yapacağım.”
İmam Şamil Vorontzof’la kedinin fare ile oynadığı gibi oynadı. Şamil düşman hatların içine sızarak onları en zayıf noktalarından vurmanın başarılı sonuçlar vereceğine inanıyordu. Gerçekten de, savaşın bitiminde elde etmiş olduğu sonuçlar onun bu stratejisinin doğruluğunu ve başarısını bir kere daha ispatlamıştır. İmam düşman ordusunu şaşırtma taktikleri ile ormanların içlerine çekti. Daha sonrada kuşatma ve çemberleme manevraları ile harp sanatının en güzel örneklerini verdi.
Değerli araştırmacı Cafer Barlas bu savaş için şunları demektedir: “Dargo savaşı tabiye ve sevk-ül ceyş sanatına yeni cepheler veren yeni usuller getiren, azın çoğa, yüreğin malzemeye zekanın silah ve malzeme üstünlüğüne galip gelmesinin sırrını cihana açıklayan, ispat eden nev-i şahsına münhasır büyük ve müstesna bir vakıadır.”
Dargo savaşına katılan Rus generali R.A Fadiayev, hatıralarında Şamil hakkında şunları yazmaktadır: “Artık Kafkasya’ya Şamil hükmediyor ve çok üstün imkanlarla teçhiz edilen ordumuz karşısında fütursuzca dayanıyor. Çar hükümetinin harp teknolojisini hiçe sayıyor. Ordularımızın Kafkasya’da işgal ettikleri toprakları Şamil teker teker elimizden aldı ve dağlara eski hürriyetlerini iade etti.”
Sık ormanlarda baskınlardan bunalan Vorontzof teselliyi Şamil tarafından terk edilmiş ana karargah Dargo’yu taarruzla(!) almakta buldu. Artık ordu geri dönebilirdi. Ama asıl tehlike ricatta kendini gösterdi. 14 Temmuz’dan itibaren naiplerin gittikçe yoğunlaşan baskınları orduyu canından bezdirince General Fraytag’dan yardım istendi ve o gelene kadar savunma savaşı verildi. Fraytag’ın yardıma yetişmesinden sonra geri çekilebilen ordunun Dargo bozgununda kayıpları ölü ve yaralı olmak üzere 3 general, 195 subay, 3433 erdi.
General Vorontzof Çar’a gönderdiği raporda şöyle demekten kendini alamaz: “Muazzam Rus imparatorluğunun karşısında bir tek adamın bir avuç insanla nasıl olup ta mücadeleye devam ettiğini ve çok kereler teşebbüsü de elden bırakmadığını havsalama sığdıramamaktayım.”
MÜTHİŞ KARAR
Rus kuvvetleri bundan sonra daha planlı şekilde ve sistemli mücadele etmeleri gerektiğini anlamışlardı. 1846 yılı daha çok yeni kaleler yapımı ve eskileri onarımı ile geçti. Rusların bir amacı da ovalarda yaşayan Çeçenler üzerinde baskın saldırılarla bir yıpratma operasyonu yapmak ve onların İmama verdikleri desteği kesmekti. Milis Kazak alayları desteğinde bu yıpratma politikası bir katliama dönüşmüştü. Merhum edibimiz Süleyman Nazif bey şöyle demektedir: “ Ruslar Kafkasya’nın zaptını itmam için dünyada ne kadar vahşet ve mezalim mevcut ve kabil ise hepsini insaniyetin ve tarihin gözü önünde irtikap etmekten ne çekindiler, ne de utandılar.”
Baddeley ise Rus katliamları için şunları yazmakta: “Ruslar bu insanlara karşı devamlı olarak yıpratıcı ve yok edici bir katliam savaşı uygulamışlardır.” Rus uygulamaları yavaş yavaş meyvesini vermeye başladı. İki ateş arasında kalan ve Şamil’den de yeterli koruma göremeyen ova Çeçenleri barış için izin almak üzere Şeyh Şamil’e bir heyet gönderdiler. Şeyh Şamil, cihad hareketinin hızını kesmeden devamı için kanunlar koymuştu. Bilhassa Ruslarla anlaşma yapılmasını teklif edenlere şiddetli cezalar verileceğini bildirmişti. Durum böyleyken heyetten Rusların Müslüman köylerine yaptığı zulüm ve işkenceleri dinleyen Şeyh Şamil’in annesi, oğlundan Ruslarla bir anlaşma yapmasını istedi. Bu sözle beyninden vurulmuşa dönen İmam-Şamil, bir tarafta vatanın selameti ve bu uğurda kanının son damlasına kadar mücadeleye karar vermiş insanlar, bir tarafta incitilmesi büyük günahlardan olan ana gibi iki müthiş ateş arasında kaldı. İmam’ın korktuğu tek şey, Müslümanların kalplerindeki düşmanla mücadele azminin kaybedilmesi, imanlarının sarsılmasıydı. Halkın Ruslarla anlaşmaya meyletmeleri demek, esareti kabul edip, İslamın emirlerini yapamamak, yasaklarından kaçınamamak, itikatlarının bozulması demekti. Din ve vatan için bir değil, binlerce ana, oğul feda etmeye hazır olan İmam, naibleriyle görüştükten sonra: "Muhterem anama yüz sopa vurulacaktır." emrini bildirdi. Omuzları çökmüş, yaptığı hatanın üzüntüsüyle rengi solmuş bir halde oğluna bakan anne ise: "Oğlum! ALLAH u Tealanın emrinden kıl ucu kadar ayrılırsan emzirdiğim sütü helal etmem! Verilecek cezayı şimdiden kabul ediyor, adaletten zerre kadar şaşmamanı diliyorum." dedi. Şamil’in emri üzerine örülmüş bir şerit ile kadına vurulmaya başladı. Fakat henüz beşinci vuruştan sonra kadıncağız daha fazla dayanamadı ve bayıldı. Kendisi de dayanma gücünün sınırına varmış bulunan Şamil ileri atılarak vuruşları durdurdu .Ve annesinin ayaklarına gözyaşları içinde kapandı. Herkes dehşet içerisinde, ünlü Rus generallerine diz çöktürmüş kahraman İmam’ın anasının yanına varıp diz çöktüğünü, sonra da ellerine sarılıp öptüğünü gördüler. Anasıyla helalleşen Şeyh Şamil, Dargolılara dönerek: "Anamın bu meselede, merhametinin çokluğu sebebiyle başkalarına şefaat etmesinden başka hiç bir hatası yoktur. Bu yaptığı hatanın cezasını da manevi olarak şu ana kadar çektiği ızdıraplarla ödemiştir. Maddi cezayı da onun her şeyine varis olan oğlu çekecektir." dedi. Herkes yerinde donmuş bir vaziyette beklerken sırtını açtı ve vazifelilere dönüp: "Emri yerine getirmekte bir an bile tereddüt edip, elleri titreyenlere yazıklar olsun. Bütün gücünüzle vurmanızı emrediyorum." dedi. Her sopada sırtından kanlar fışkıran şanlı mücahid, yüz sayısı tamamlandığında, ALLAHu Teala’nın, kendisine verdiği sabır ve metanet için şükür secdesine vardı.
KIRIM SAVAŞINA DOĞRU
Şamil’in en büyük düşlerinden biri Kafkasların topyekün olarak Rusya’ya karşı direnişe geçmesiydi. Batı Kafkasya’daki Çerkezlerle ile Doğu Kafkasya arasında birleşmenin sağlanması için iki taraf arasındaki Kabarday halkının Ruslara karşı isyan etmesi ve iki koridorun böylece birleşmesi Kafkasya tarihini değiştirebilecek bir olaydı. Böylece sadece iki savaş alanı birleşmiş olmayacak, hem Şamil’in emrindeki savaşçı sayısı artacak ve Ruslar şimdiye kadar karşılaşmadıkları korkunç bir savaş cephesiyle yüz yüze geleceklerdi. Bazı Kabarday prenslerinin ülkelerine davet etmeleri üzerine İmam da bu ülkeye yürümek için büyük bir hazırlığa girişti. Hazırlıkların çok gizli tutulmasına gayret edildi. Ruslar hedefin Dağıstan olduğunu düşünüyorlardı. Bir tek kişi hariç; Alman asıllı general Freitag... Freitag elindeki kuvvetlerle Şamil’i takip etmeye ve onu ilk fırsatta bir meydan savaşına zorlamaya karar verdi. Gerçi Şeyh Şamil Kabarday ülkesine girdi. Ama arkasından çok kuvvetli bir Rus birliğinin de topraklarına girdiğini haber alan Kabardaylar çekimser kaldılar. Bunun üzerine İmam da hızlı bir manevrayla Çeçen topraklarına dönüş yapmak zorunda kaldı. Ve maalesef altın gibi bir fırsat kaçırılmış oldu.
Genel olarak konuşmak gerekirse, 1848’den 1856’ya kadar Kafkasya'da hem müridler, hem Ruslar savunmada kaldılar. Şamil’in Avaristan, Çeçenistan ve Batı Dağıstan’daki hakimiyetini kabul eden Ruslar, bundan böyle çok ciddi hareketlerde bulunmadılar. Bu sıralar olan iki önemli olay var: Birincisi İmam’ın oğlu Gazi Muhammed’in Rusların çok müstahkem saydıkları, Gürcistan’daki Zınandal adlı meşhur şatonun harem dairesine girerek Gürcü prenseslerini kaçırması, diğeri ise Hacı Murad’ın beş yüz atlı ile 30 bin kişilik Rus genel karargahı Temirhanşura'yı basması olmuştu. Hatta bu hadiseler üzerine küplere binen Çar, Vorontzof’a şu hakaretleri yağdırmıştı: “Kafkasya’da sürüp giden gaflet ve şaşkınlığınız biraz daha devam ederse, günün birinde Şamil’in atları korkulur ki, Petersburg sarayının kapılarında kişneyecektir.”
HACI MURADIN VEFATI
Hacı Murad şüphesiz Şeyh Şamil’in en gözde naibiydi. Karizması da çok fazla olan bir insandı. Bahadırlığı ile ün yapmıştı. Vorontsov onun için: “Hacı Murad yaşadığı gibi cesurca öldü. Onun hırsı cesaretine eşitti ve ikisinin de sınırı yoktu” demiştir. Baddeley onun hakkında şunları yazmaktadır: “Gerçekten Hacı Murad adı, onun düşmana karşı savunduğu dağlarında ve talan ederek yağmaladığı ovalarda çok uzun bir süre varlığını sürdürecektir.”
Bu kabına sığmaz adam 1851’e kadar çok büyük hizmetler verdi. Bu arada kıskançlık habire düşman üretti durdu. 1851 yılının Temmuz ayında düzenlediği Boynakh baskını son askeri zaferi oldu. Aynı yıl içerisinde, üzerindeki sır perdesi hiçbir zaman aydınlanamayan bir olay
gerçekleşti; Hacı Murat Vozdveezhenskoy kalesine giderek Rusların tarafına geçtiğini bildirdi. Bu olay kimilerine göre İmam Şamil ile beraber yaptıkları bir planın, kimilerine göre ise Şamil ile aralarının bozulmasının bir sonucu idi. Ancak Hacı Murat adına yakışır bir şekilde, 4 Nisan 1853 günü Vozdveezhhensky kalesi yakınlarında, çok sayıda Rus askerleriyle tek başına girdiği bir çarpışmada şehid oldu. Ne olursa olsun Hacı Murad’ın ölümü Şamil’in sağ kolunun budanması demek oldu. Tespih taneleri dağılmaya başlamıştı. Ve günler ilerledikçe, bunun devamı gelecekti.Hacı Murad etkisindeki Avarlar Şamil’in etrafından çözülmeye ve Moskofla barış masasına oturmaya başladılar.
KIRIM SAVAŞI VE KAÇAN FIRSATLAR
Temmuz 1853’te çıkan Kırım harbi Rusların Kafkaslardan atılması için çok büyük bir fırsattı. İmam, Osmanlı hükümetiyle pratik bir savaş planını görüşmesi için Çerkezistan naibi Molla Emin’i İstanbul’a gönderdi. Şeyh Şamil’in planına göre müttefik güçlerin Ermenistan’a çıkartma yapması, İmamın da Gürcistan’a taarruzu işi nihayete erdirecekti. Ama maalesef Mustafa Reşid paşaların hakim olduğu zihniyet devlette egemendi ve Şeyh Şamil’in istediği yardımlar yapılmadı, plan uygulanamadı. İmam’a göre Kafkaslar, İran ve Anadolu’nun surları hükmündeydi. Eğer bu sur yıkılırsa sırada İran ve Anadolu vardı. Ama ne Osmanlı devlet ricali, ne İran şahları bu haklı ikazlara lütfedip de kulak vermediler. Ve Şeyh Şamil’in esir düşmesinden kısa bir süre sonra kopan 93 harbi, akabinde Birinci Cihan harbinde Şarki Anadolu’daki mezalim bize acı acı İmamın feryadını hatırlatacaktı. İran’ın başına gelenleri de Raif Karadağ’ın Petrol Fırtınası adlı eserinden takip edebilirsiniz.
Sonuç itibarıyla Kırım harbi Şeyh Şamil hazretlerini biraz olsun rahatlatabildi. Ama basiretsiz Osmanlı politikacıları yüzünden altın gibi bir fırsatın da kaçmasına sebep oldu. 30.3.1856’da toplanan Paris Barış konferansında “Kafkasya’nın bağımsızlığını müdafaa edeceğini, bu sebeple Osmanlı devletinin yardımının gerekeceğini söyleyen İngiliz dışişleri bakanı Lord Clarendon’a Osmanlı dış işleri bakanı Ali Paşa şu cevabı vermiştir: “Bizce oraların o kadar ehemmiyeti olmayıp sadece Çürüksu taraflarında biraz münazaalı yerlerimiz vardır. Oralarını kurtarmakla iktifa edeceğiz.” Daha sonraları İngiliz parlamentosunda konuşan Lord: “Ben bir Türkten daha ziyade Türk olamam” demiştir.
RUSYADAKİ DEĞİŞİM
Kırım harbi sırasında Rus çarı Nikola’nın ölümü üzerine, yerine 1855’te 2.Aleksandır tahta geçti. Yeni Çar’ın yaptığı ilk değişiklik okul arkadaşı Prens Biryatinsky’i Kafkas ordularının başına getirmek oldu. Kafkasya’yı pek yakından tanıyan, bizzat senelerce iştirak ettiği Kafkasya muharebeleri hakkında esaslı bilgi ve tecrübe sahibi olan prens Baryatinski, görüp geçirdiği bu tecrübelere dayanarak, Kafkasya’nın ancak kuvvetli ve sıkı bir abluka çemberi içinde bunaltılıp dize ve amana getirilebileceğine kanaat getirmişti.
Bunun haricinde alınacak tedbirler şöyleydi:
1-Ormanlar ayakta kaldıkça Çeçenlere baş eğdirmek imkansızdı. Ruslar dev kayın ağaçlarını kesmeye başlayıncaya kadar Çeçenlere karşı kalıcı bir başarı elde edememişlerdi. Aslında uzun vadede Çeçenlerin kılıca değil ama baltaya yenik düştüklerini söylersek yanılmamış oluruz. General Vorontsov ateşle, gazla yakıp tutuşturmakla başa çıkamayacağını anladığı bu inatçı ormanların hakkından gelmek için Rus hazinesini boğazına kadar masrafa boğarak Odesa'dan külliyetli miktarda zift, kükürt ve yakıcı madde getirtmiş, fakat ordusunu geçirecek kadar olsun yol açamamıştı. Kundakçılıkta general Vorontzov’a rekabet edercesine kendini gösteren general Yevdokimof da Çeçenistan ormanlarını senelerce yakıp kavurduğu gibi, 1851 senesinde Kafkasya'daki Rus ordusunun sol cenah kumandanlığını deruhte eden meşhur ve müstakbel Kafkas orduları başkumandanı prens Biryatinski dahi on bin kişilik bir Rus kuvvetinin başına geçerek bu zavallı ormanları bir kere daha ateşe verdi, kana ve dumana boğdu.
2-Güneyin tamamen sıkı bir denetimden geçirilerek Şamil’in Osmanlı ve İran’dan alabileceği yardım yollarını kesmek.
3-Dağlılar arasında serpilecek bol miktarda altınlarla ve nifak tohumları saçarak bünyeyi içten zayıflatmak.İhtilafları körüklemek.
4-Yeni üretilen silahları devreye sokmak.
5-Ormanlar arasında geniş yollar yaparak ulaşımı kolaylaştırmak.
Biryatinsky bu saydığımız bütün şıklarda muvaffak oldu. Özellikle silah üstünlüğü Rus ordusunu durdurulmaz yapıyordu. Yeni silâhlar menzil itibariyle Dağlıların ellerindeki eski ağızdan dolma kaval tüfeklere nazaran çok uzak mesafelere ateş edebildikleri için Rus zaiyatı eski muharebelere nazaran yüzde yetmiş beş azalmış bulunuyordu. Mesela Şamil için çok önemli bir mevkii olan Veden’in düşüşünde Rus kayıpları sadece 26 kişiydi.
Biryatinsky şöyle yazıyor: “Üç şey Kafkasya’daki kayıplarımızı en aza indirmiştir:
1-Savaşın sistemli olarak sürdürülmesi
2-Komutanlarımızın başarılı idareleri
3-Birliklerimizin yeni tüfeklerle donatılmaları”
Bu arada şu önemli hatıraya da yer vermek uygun olur kanaatindeyiz; “Şeyh Şamil esareti sırasında Rusya’nın büyük top ve mühimmat fabrikalarını ziyaret etmişti. Bu esnada ağır muhasara toplarının dökümü ve imali ile ilgili tezgahlarla bilhassa alakadar oldu. Şamil’in tetkikini gözden kaçırmayan yanındaki mihmandarının; “Nasıl, beğendiniz mi efendim?” sorusuna İmam şu cevabı verdi; “Neden mağlup olduğumuzu şimdi daha iyi anlıyorum. Sizi üstün duruma getiren askerlerinizin şuur ve kahramanlığı değil silahlarınızın üstünlüğü olmuştur. Şartlar müsavi olsaydı, Kafkasya’mı istilanız imkansız olurdu.”
Biryatinsky Çara verdiği raporda şunları da demektedir: “Şâmil için muharebe edebilmek imkânı mevcut bulundukça bize değil, kâinata baş eğmesi düşünülemez. Lâkin bu harbe ve zafere âşık sert ve cesur adamlar, Rusları harbe mecbur edemedikleri müddetçe harb iştihalarını kaybetmeğe başladıkları gibi, her an yeni bir zafer icat etmesine alıştıkları Şâmil’in yeni ve büyük bir hamlesini görmedikçe büyük bir hayal kırıklığına uğramaktan kendilerini alamıyorlardı. Dağlılar, en üstün ve ezici Rus kıtaları tarafından en ağır mağlubiyetlere uğradıkları zamanlarda bile hemen ertesi gün tekrar derlenip toplanarak daha büyük bir hiddet ve şiddetle üzerimize saldırmaktan geri durmazlardı.
Otuz seneden beri ALLAH tarafından gönderildiğine inandıkları ve arkasından ayrılmadıkları Şamil’e karşı Kırım muharebesinden sonra başlayan ve gittikçe şiddetlenen sadakatsizliğin en mühim sebebi, en cesur Çeçen ve Dağıstan kabileleri ile İmamın arasındaki bütün irtibat ve münasebetlerin Rus orduları tarafından tamamıyla kesilmesi idi. En dar zamanlarda en cüretli ve kati hareketlerle girişen Şâmil, Rus ordusunun en kuvvetli ve tehlikeli olduğu zamanlarda derhal Dağlı kabilelerin başındaki naipleri ve ileri gelenleri karargâhına dâvet ederek; bunlara yeni muharebe ve taarruz vazifeleri verir ve Kafkasyalıların ruhlarındaki muharebe ve mücadele ateşini yeni yeni zaferlerle körükler ve parlatırdı.
Halbuki bu son muharebelerde Dağlılar en güvendikleri müstahkem mevkilerin adeta müdafaa bile edilmeden Rus ordusunun eline geçtiğini görerek maneviyatlarını kaybettikleri gibi, Kafkas milli mücadelesinin neticesinden de ümitlerini kesmeğe başlamışlar ve silahların kabzalarını sevgili gibi kavrayan imanlı pençeler birer birer gevşemek istidadını göstermişlerdi.
Bu son üç senelik Kafkas harekâtı, yani 1856 tarihine kadar Rus taarruzları geceli gündüzleri devam ettiği ve Kafkas milli ihtilâlinin en muharip elemanları itaat altına alındığı ve birçok toprakların işgaline muvaffakiyet hasıl olduğu halde Rus ordusunun eski senelere nazaran bu sefer verdiği zayiat pek az olmuştur”
ÇÖZÜLME
Evet Rus generalinin dediği gibi artık Kafkas kalbi parçalanmaya başlamış ve artık yürekler bir atmamaya başlamıştı. Eskiden “Ya İstiklal Ya Ölüm” diyen bazılarının zihinlerini başka hisler, başka hayaller süsler olmuştu. Bir Arap şairinin söylediği şu dizeler artık Şeyh Şamil’in dudaklarında vird-i zebandı:
Bir zamanlar kardeşlerim vardı benim;
Çelikten zırh gibi güvenirdim onlara.
Fakat bugün görüyorum ki,
Hepsi bana düşman olmuşlar
Onları keskin oklar gibi görürdüm.
Gerçekten öyleymiş, kalbimi parçalayan oklar.”
Şeyh’in genel karargahı Veden’in ani bir kuşatma ile düşmesi halkın moraline indirilmiş son bir darbeydi. Artık savaşın son demlerine geldiğine inananlar, gruplar halinde Ruslara teslim olmaya başlamışlardı. Bunlar arasında Şamil’in naibleri Kabet Muhammed ve Danyal Sultan gibiler de vardı. İmam Şamil, Elisu hakimi Danyal Sultanın Ruslarla anlaşıp barışmak üzere Rus başkumandanlığı ile müzakerelere giriştiğini haber aldığı vakit acı acı gülmüş ve : “Eski huyudur, şaşılmaz” demişti...
GUNİP’TE HÜZÜN VAR
1859 yılıydı. Artık Kafkasya’da İstiklal güneşi guruba doğru kayıyordu. En yakın naibleri son aylardaki çatışmalarda şehit düşen Kafkas Kartalı bir avuç mücahidiyle Gunip kalesinde 3 Rus ordusu tarafından kuşatıldı. Biryatinsky’inin teslim teklifini şöyle red etmişti: “Gunip yüksek bir dağdır; biz o dağın tepesindeyiz. ALLAH ise daha yüksekte, sizse ayaklarımızın altındasınız.” İmamın etrafındaki insan sayısı sadece 400 kişiydi. Ve bu sayının içine, kadın ve çocuklar da dahildi. Birkaç gün sonra sayı 100’e indi. İmam teslim olmamaya kararlıydı. Dövüşerek şehid olacaktı. Ama Dağıstan ulemasının kadın ve çocukların telef olmaması için verdikleri teslim olmasına dair fetva koca imamın elini kolunu bağladı. Evet, 30 seneyi aşan bir dasitani mücadelenin son perdesi de kapanmaya başlamaktaydı. 6 Eylül 1859’da Şeyh Şamil teslim oldu.
TESLİMDEN SONRA
Teslimden sonra Hz.İmam Petersburg’a gönderildi ve Çar 2.Aleksandr tarafından büyük bir törenle karşılandı.. Çar, İmama saygısından onu kucaklamış ve hürmetle sakallarından öpmüştü.. Kendisine Kaluga’da bir köşk ve 24 bin altın tahsis edildi.. Şeyh Şamil Kaluga’da 10 sene kaldı.. Daha sonra, en büyük isteği olan Türkiye’ye gitmesine izin verildi.. Kendisine tahsis edilen bir vapurla, törenle İstanbul’a uğurlandı. İstanbul’da da bizzat Padişah nezaretinde büyük bir törenle karşılanmıştır. Sultan Abdülaziz bütün teşrifat kaidelerini ve saray ananelerini çiğneyerek karşıladığı Şamil’e: “Babam sultan Mahmud mezarından çıkagelseydi ancak bu kadar sevinç ve heyecan duyabilirdim” demişti. Biz de işler hep böyledir zaten... Basra harab olduktan sonra...
Hani merhum Ferid Kam’ın bir şiiri var ya:
“Sağlığında nice ehl-i hünerin
Bir tutam tuz bile yoktur aşına
Öldürürler anı evvel açlıktan.
Sonra bir tabut dikerler başına.”
İmamın hac arzusu ve Medine’de kalma isteği Osmanlı padişahının muvasalatıyla Çar Aleksandr tarafından kabul edildi. Kutsal topraklar da İmama yoğun bir ilgi vardı. Hatta, hacıların onu görmek için gösterdikleri inanılmaz hahiş üzerine hiç kimseye yapılmadık bir şey yapıldı ve İmam Kabe’nin üstüne çıkartılarak hüccac tarafından görülmesi sağlandı..
VEFATI
Ve 4 Şubat 1871 tarihinde akşam ezanına çok az bir süre kala İmam “Ircii” emrine uyarak ruhunu teslim etti. O sırada 74 yaşındaydı. Cenazesi gasledilirken vücudunda savaş hatırası olarak 120 yara izi sayılmıştır. Rabbim şefaatlarına nail eylesin. Kalplerimizde onun gibi olma aşk ve şevkini uyarsın. Amin. Mübarek ruhuna bir fatiha göndermeniz istirhamıyla.
Not: Sayın Hasan Cemal’in Kürtler adlı kitabını okuyana kadar Çerkezlerin Kafkas ırklarından bir tanesi olduğunu zannediyordum. Halbuki Çerkezlik bir üst kimlikmiş ve bütün Kafkas halkları için kullanılıyormuş. (Kürtler-s:362-363-Doğan Kitap-İst:2003-1. Baskı)
KAYNAKLAR
1-Rusların Kafkasya’yı İstilası ve Şeyh Şamil-John.F.Baddeley-Kayıhan yayınları
2-Efsane Soluklar-İbrahim Refik-Albatros yayınları
3-İmam Şamil-Zübeyr Yetik-Beyan yayınları-1998
4-
http://www.biyografi.net 5-
http://www.ozturkler.com 6-
http://www.kafka.4t.com 7-Kafkasya’nın Kurtuluş Mücadelesi-Cafer Barlas. Kitabevi yay. –İst;1998
8-İmam Şamil- Tarık Mümtaz Göztepe-Sebil Yayınları
9-Şeyh Şamil(Roman)-Selçuk Kuleli-Türdav yay.
10-Kafkas Vakfi.org